EkonomiGündem

ENAG, ‘Ekonomik Gelişmeler Raporunu’ yayımladı

Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) haziran ayına ilişkin, ‘Ekonomik Gelişmeler Raporunu’ yayımladı. Raporda ekonomiye ilişkin birçok uyarıda bulunuldu.

TÜİK’e alternatif olarak kurulan ve kurulduğu günden bu yana tartışmaların odağında bulunan ENAG haziran ayına ilişkin ‘Ekonomik Gelişmeler Raporunu’ yayımladı. Raporda küresel ve yerel olarak birçok konuya atıfta bulunuldu.

Ekonomiyi Etkileyen Dış Faktörler

Raporda ilk olarak ABD’deki mevcut ekonomik durumu ele alan ENAG, ‘’Bu ay içerisinde finansal ve ekonomik kararlarıyla öne çıkan bir FED (ABD Merkez Bankası) ve onu takip eden MB’larının para politikası kararları takip edildi. FED’in para politikası patikasında faiz artışlarının devamının geldiğini ve 75 bp faiz artışı ile birlikte son 30 senenin en yüksek faiz artışının yapıldığını gözlemledik. Geçen sene tespitini yapmış olduğumuz %2’lik bir enflasyon hedefine yakınsama ile ilgili para politikasındaki bu sert duruşun finansal piyasalarda kırılma yaratana kadar devam edeceğini düşünüyoruz.’’ değerlendirmesinde bulundu.

Ardından ise Amerika Merkez Bankasının (FED) bir sonraki toplantısına ilişkin öngörülerde bulundu.

‘’Temmuz ayı beklentisi şu anda 50-75 bp aralığında bir faiz artışının daha olacağını bizlere gösteriyor. Biraz daha P. Volcker (Eski Fed Başkanı) döneminde (1979-1987) uygulanan para politikası setlerine benzer sertlikte geldiğini bunun sebebinin de son 40 yılda görülmemiş bir enflasyon oranı olan yıllık %8,6 gibi yüksek bir orandan kaynaklı olduğunu söylemekte yarar olduğunu düşünüyoruz. İşsizlik rakamlarındaki seviyelerin son 1 yılın en yüksek seyrinde olması stagflasyon (yüksek enflasyon + ekonomik durgunluk) konusunda daha sert olunması gerektiğini de ön görmemize olanak vermektedir.’’

Avrupa Merkez Bankasından (ECM) faiz artırım sinyali

ENAG, Avrupa Merkez Bankasının (ECB) artan enflasyon karşısında piyasalara faiz artırım sinyali verdiğini vurgulayarak, ‘’ECB (Avrupa Merkez Bankası) söylemlerinde de saydığımız bu sebepler ile birlikte para politikasında sert faiz artışlarına başlanacağı beklentileri piyasaları yönlendirir biçimde yer bulmaya başladı. OECD raporları da küresel ekonomik büyümenin daha da azalacağını belirtir nitelikte olmasıyla birlikte tahminlerimize dayanak oluşturmaktadır.

Emtia tarafında küresel ekonomideki küçülme ve bu sebeple talep daralması oluşması beklentileri ile bir miktar fiyatlarda geri çekilmeler görülse de enflasyonun artan seyirde devam edeceği bir küresel ekonomide tekrardan fiyat seviyelerinin bu artışlar kadar yükseleceğini tahmin ediyoruz.

Küresel tahvil piyasalarındaki uzun vadeli faizler ile orta ve kısa vadeli tahvillerdeki yakınsaklığın giderek arttığını ve bunun küresel resesyon en belirgin öncü göstergesi olduğunu 4 ay önceki çalışmamızda belirtmiş ve bu hususta uyarımızı yapmıştık.

Arz talep tarafında oluşabilecek büyük dalgalanmaların PMI rakamlarında da yer bulduğunu gözlemlemiş bulunuyoruz. Sonuç olarak dünyada gıda ve enerji konuları bu dönemin en öncelikli konuları olarak önümüzde durmaya devam etmektedir.’’ yorumunda bulundu.

Para ve Maliye politikalarında önlem setleri alınmasında geç kalındı

ENAG haziran ayı raporunda son olarak ise yurt içi gelişmelere değinerek şu ifadeleri kullandı: Küresel ekonomide oluşan resesyonun ve gelişmiş ekonomilerde oluşabilecek stagflasyon tehlikesine karşı para politikalarında ve maliye politikalarında önlem setleri oluşturulmasında yaşanan gecikmeler nedeniyle bütçe vergi gelirlerinin yüzde 214 artmasına rağmen enflasyon ve dış borçlanmanın giderek arttığını gözlemliyoruz.

Ekonomideki arz-talep dengesinin yüksek enflasyon ile kırılması ve vatandaşların gelirlerindeki azalışın uzun süreçte bu dengeyi sarsar biçimde devam edeceğini TÜSİAD’tan gelen tepkilerden de anlıyoruz. Ayrıca yabancı yatırımcıların finansal piyasalardaki çıkışın 6 aylık dönemde 4,6 milyar dolar olduğunu da hatırlatmak isteriz. İthalattaki enerji kaynaklı dış borcu arttırır niteliğin, CDS priminin 800 üzerinde seyretmesinden ve döviz kuru seviyelerinden kaynaklı olduğunu görüyoruz.

Aylar önce uyardığımız KKM (Kur Korumalı Mevduat) için 3 ayda 21 milyar TL bütçeden ödendiği ve KKM’ye 40 milyar TL yeni bütçe tahsis edildiği görüldü. Bu uygulamada ve benzeri para ve maliye politikalarında yapılan yanlışların bedeli de doğrudan ve dolaylı olarak piyasalarda enflasyonist baskı yaratmaktadır. Giderek artan döviz bazlı borçların ve cari açıktaki artışın böyle bir küresel resesyon döneminde ödemeler dengesinde yaratabileceği iflas riskine karşı önlem setleri ve akılcı bilime dayalı politikalara dönülmesini daha geç olmadan ivedilikle tavsiye ediyoruz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu